18 Aralık 2012 Salı

Straponten ve Yeşil Kaplan

Straponten ve Yeşil Kaplan
(Strapontin et le tigre vert)
1960 tarihli, dizinin 2. hikâyesi
Yazan: Goscinny
Çizen: Berck

Diziyi bilenler, karakterlere aşinadırlar. Miss Lou, Patatah Mihracesi ve küçük oğlu Rami ile Straponten'in ilk karşılaşması bu. Kendileri daha sonraki kitaplarda da görünecekler.

Çeviri ile ilgili bir not: Loch Ness Canavarında olduğu gibi Britanya Fransızcasından doğan arızalı ifadeler bu hikâyede de mevcut ve tabi aktarılamadı. Örnek;
"Oune bon dîner attend ", oune=Un(bir), vô=vous(seni) gibi.

Çalışırken karşılaştığım  bazı ilginçliklerden de söz etmeden olmaz: Mihracenin adı neden 'Jorj' (Georges) anlamış değilim. İsimlerde gariplik bununla bitmiyor, sonlara doğru geçen iki isim, 'Rahat' ve 'Lukum' (büyük ihtimalle 'Lokum')... Sanırım Goscinny'nin Türkiye'den öte isimlerle ilgili sorunu varmış. Aslında başta yolculuk sırasında Hindistan'la Pakistan'ın yerlerinden tersine söz ediyor diye düşündüm, Hindistan'dan geçip Pakistan'a geliyorlardı. Fakat sonra aklıma geldi ki, Bangladeş bu kitap yazıldığında Pakistan'ın parçasıydı, bağımsızlığı 1971. Siz de aynı hatâya düşmeyin.
Bu hikâyede de bir şarkımız var, 10. sayfada. Bu sefer bir çocuk şarkısı; 'Il était un petit navire' (O küçük bir gemiydi). Türkçe uyarlaması 'Bir küçücük aslancık varmış' olan şarkının orijinalini merak edenler bakabilirler, çok hoş hem de karaoke usulü;

12 yorum:

  1. Okudum! Bunu da sevdim. Adını söylemek güç gerçi, ama Fransa-Belçika ekolünden hangi kahramanın ismini doğru söyleyebiliyorsun (hatta yazabiliyorsun) dersen, hemen Asteriks derim. Kolayına kaçar, hile yapıp "Red Kit" derim. Sonra Sipru, derim ama pek de emin olamam bu okunuştan. Straponten'i de Sıtrafontin diye okuyorum, bilmem doğru mu? Ama doğrusunu öğrenecekmişim gibi bir his var içimde.

    Çeviri balonlama ve Frenk işi çizgiromana katkıların için teşekkürler Süheyl..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevdiğine memnun oldum dostum. Adlara gelince, her zaman olmasa da elden geldiğince okunuşlarıyla kullanmaya çalışıyorum Fransız isimleri.

      Geçen 'Loch Ness' çevirisinde İskoçlar için bunu yapamadım, bi tuhaf oluyordular. Strapontin, tam okunuşu 'Strapontan', sondaki a biraz kırık. Ama nereden kulağımda kalmışsa hep 'Straponten' diye okuyagelmişim, çeviriler de öyle kaldı. N'apayım, bu da benden olsun.

      Asterix aynen, RedKit evet hile ama orijinali de zaten neydi, ha! 'Lucky Luke' Tabi onu da Fransızca okuyorlar, çizgi filmden hatırlarsın, 'Lüki Lük' gibi bi'şey. Sipru aslında Spirou, 'Spiru'.

      Aslında söylediğin gibi, Fransızca isimlerin telâffuzu zorlu iş. Ben bu hususta Johan et Pirlouit 13'de bir önsöz yazmıştım tam da buna ilişkin, şimdi onu buldum;
      "Metinde yer alan isim ve yer adları, Fransızca bilenlerin bile düzgün telâffuz edemeyecekleri gözönüne alınarak, eski uygulamalara da sadık kalacak şekilde okunuşlarıyla verilmiştir." Bunu özellikle bu tarz humour çalışmaları için elzem görüyorum. Yani, çok haklısın!

      Sil
    2. İsimlerin Türkçe telaffuz şeklinde yazılması gereğine ben de katılıyorum. Ama dil ayrımı yapmadan, İngilizce, Fransızca filan fark etmemeli aslında. Nasıl Arap elifba'sı ile yazılmış bir metinden çeviri yapıldığında kendi dilimizdeki fonetik halini yazıya geçiriyorsak diğer diller içinde geçerli kılmayı başarmalıyız bu durumu. Gerçi, artık orijinal yazımlarını kanıksadığımız ve genel geçer bir kabul halinde her yerde gözlemlediğimiz için bu tür yazıya aktarılmış telaffuz şeçimi aykırı gelecektir hepimize. Yine de bir zamanlar büyüklerimizin bu "doğru" yolu izlediğini de hatırlamak lazım. Sonra nasıl olduysa olmuş, isimlerin kendi dillerindeki yazımlarına yönelmişiz tarihin bir noktasında.

      Sil
    3. Maalesef öyle, Aydın cemaati Frankofil ikenki doğru tutum, Amerikanofil olunca nedense değişmiş. Bu saatten sonra da yapacak bir şey yok. Ama Fransızca bu tarz mizahî ÇRda ben yine de ısrarcıyım. Çünkü kapsama alanı 7'den 77'ye. Biz bile telaffuzda zorlanırken, çocuğun ne yapmasını bekleyebiliriz?

      Zaten o noktada da adaptasyon gündeme geliyor. Sadece bizde değil, bu yaygın bir uygulama. 'Boule & Bill' adaya geçince 'Billy & Buddy' oluyor, hattâ Valiant'da It's a dogs life başlığı altında Pete ve Larry oluyor gibi... Geçmişte bu yöntem doğru olabilirdi ama artık klasikleşmiş bu eserlerin adlarına adaptasyon uygulamak bana pek doğru gelmiyor.

      Sade bununla kalsa, 2~3 gündür üç dilde Bernet topluyorum. Meselâ 'Clara de la Noche'... Fransaya gidiyor, 'Claire de Nuit' oluyor, USA'da 'Betty by Night'a dönüşüyor. Üstelik bunların çocukla falan hiç mi hiç ilgisi yok. :) -Neyse ki tarama/çeviri yapanlar seriyi 'Clara' adıyla İngilizceye aktardılar, onlar da aynı kaygıyı taşıyorlar.

      Sanırım biraz bu işi yeterince ciddiye almamak da var işin içinde.

      Sil
    4. Az önce Oumpah-pah'a bakıyordum, adamın adı 'Hubert de la pate feuilletee'. Buyrun bakalım! Üstelik 'de la pate feuilletee'nin puf böreği gibi bir de anlamı var. :)

      Sil
    5. Uyarlamalar çağı geçti gerçekten. Üstelik bir Halit Kıvanç tadı yakalamak da mümkün görünmüyor artık. O da ancak, çevirilen çizgiroman hakkında kimsenin bir bilgisi ve aşinalığı olmadığı zamanlara özgü, başka bir lezzet zaten. Yani bir ilk izlenim etkisi yaratıp kalıcı olmasını sağlamak mümkün değil. Asteriks Remzi Kitabevinden basılırken Halit Kıvanç'ın uyarlama isimlerine sadık kalmadığında dahi hafif bir yabancılama yaşamıştı önceki basıları okuyanlar. Kaldı ki şimdi uyarlama isimleri benimsetebilecek bir okuyucu kitlesi de kalmadı çizgiroman alanında. Malum, ilgilenenler artık orta yaş ve üstü. Zaten araştırıp taraştırıp bulurlar özgün ismi.

      Bu arada "Bernet" dedin gibime geldi! :) Bir ortak ilgi noktası daha! Anlaşılan fena vakit kaybetmişiz geçmişte bu muhabbet ortamını kurmamakla.

      Clara da göz kırpıyor, çevir diye. Ama talibi varken okumayı tercih ederim doğrusu. Senin bloğunun formatına da uygun, ara ara birkaç sayfalık çeviriler yapıyorsun ya, bir de tefrika bulunur, ne güzel.. Okuruz di mi? :)

      Sil
    6. :) Bernet, hastası olduklarımdan. Okurken şeytan dürtüyor bütün Torpedo'yu çevir diye ama zor iş, 500~600 sayfa... Dediğin gibi Clara'ya ilgi görtereceğim herhalde, tabi poşete girmeyecek işlerle mümkün olduğunca. :) Üç dilde de mevcut, karşılaştırmalı iyi oluyor çevirmek.

      Demin Oumpah-pah'dan bahsetmiştim, aklıma gelmişken okuyayım biraz dedim, (bizde berbadedilen bir dizidir o da) Zaten hepsi 5 kitap, pek de matraktır, ne de olsa Uderzo & Goscinny ikilisi. Yukarda sözettiğim ismi 'Hubert de la pate feuilletee', İngilizler 1977'de 'Hubert Brussels Sprout' diye adapte etmişler, 'puf böreği, 'Brüksel Lahanası' olmuş. Bizde de berbat bir baskısı vardı onu buldum, 'Yufka Börek' yapmışlar orada da. Dediğin gibi, alışkın olduğumuzdan bize matrak geliyor ama artık geçerliliği pek yok.

      Bu arada, geçmişteki garip durumlar yüzünden kaybedilen vakitlere üzülmemek de mümkün değil gerçekten, üzerinde konuşacak bunca ortak konu varken.

      Sil
    7. Yufka Börek'i geçen gün Doruk'un paylaştığı Bando eki "Kalınbeden"de gördüm ben de. Çoğu durumda olduğu gibi çeviri kalitesini hiç dert etmeden Türkçe bir örneğine ulaşmış olmaktan dolayı mutluluk duydum tabi ki. Yine geçen gün Scanarama'da bahsi geçiyordu. Hatta link de vermişlerdi ama rapidshare'in gazabına uğrayıp indiremedim.

      Sil
    8. Scanarama'daki 77 baskısı İngilizcesi işte, 5 kitabı da vermiş. Ben de onu indirdim. Fransızcası ve İspanyolcası vardı, şimdi tamam oldu. :) Rapid bir yenileme yaptı ona rast geldin herhalde, şimdi mükemmel, indirebilirsin.

      Sil
    9. Sen çeviri kalitesi deyince, dergi eki kalınbeden bende mevcut, bir zaman evvel para verip almışım dergi ilavesini, başka nereden bulacağız diye. Artık bir mânâsı kalmadı tabi. Zaten uzun süredir o eski döküntülere para vermeyi bıraktım, sinirimi bozmaktan başka işe yaramadıkları için. Ama bir karşılaştırayım dedim nasılmış diye, aynen hiç yanıltmıyor tabi. Bu arada farkettim ki, senin 'çeviri balona sığmadığı için sadeleştirme de yapmışlar' tezini tamamen destekler mahiyette bol miktarda balon da var. :)

      Sil
  2. Bu çeviri balonlama gerçekten emek isteyen zor bir iş zaman ayırmak lazım dolayısı ile stoktan kardeşim yaptığınız çalışmalar ayrı bir değerde.
    Yer.6 kayıp zamanlardan söz etmiş evet hem kayıp hem septik zamanlar yaşarız hep hayatta ama zaten bizi biz yapan olgunlaştıran da budur.Stoktan ben bloğunun çooookk uzun yıllar sürmesini temenni ediyorum.İçindeki aşk hiç bitmesin kardeşim.
    serdary67

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru diyorsunuz tabi, hayat kayıplarla geçiyor aslında. Her zaman kazançlardan çok kayıplar olacak, fazla takılmayıp zararın neresinden dönülse kârdır diyerek yola devam ediyoruz işte. İyi temennileriniz için teşekkür ederim Serdar bey.

      Sil